27 Aralık 2013

#DamlaninPlaklari 16


Sanki söyleyeceğim sözler , yazacağım cümleler tükenmiş gibi bu sabah.
Hep aynı panik anı
Her Cuma sabahı "Ya Yazamazsam" korkusu

Böyle zamanlarda alıyorum tüm benliğimi en sevdiğim yere gidiyorum.
Mesela size bu satırları o çok sevdiğim otelin göl kıyısındaki bungalovlarından yazıyorum.
Çaktırmayın , kimsenin haberi yok burada olduğumdan.
Öylece çıkıp geldim.

Su nasıl dingin...
Sırtımı mindere daha bir yaslıyorum , bacaklarımı karnıma doğru çekiyorum
Ne zaman yalnız kalsam kendimi böyle daha bir güvende hissediyorum.

- Pardon, bir salep alabilir miyim ?

Oh, şimdi yazmaya başlayabilirim...

Sahi ben neden buradayım ?
Ah, hatırladım...
Hani şu yüzüne gülüp arkandan demediğini bırakmayan insanlardan kaçmak için.
Bir de arayıp sormayan dost  dediklerimden saklanmak için, canınız sıkılınca beni aramayın e mi canım?
Gündemden uzaklaştıkça huzur çoğaldığı için
Sadece işleri düşünce arayan insanlardan gizlenmek için
Canım dediğim en yakınlarımın yaptığım işleri bir kere olsun ciddiye almadığını fark ettiğim için.
Etrafımdaki sevmediğim insanlara daha fazla katlanmak zorunda kalmamak için
Nefes almak için
Daha sağlam yürümek için

Gelsenize şöyle yanıma , üşürseniz battaniye de isteriz.
Siz anlatsanız ben dinlesem ben anlatsam siz
En son ne zaman tanımadığınız biri ile dertleştiniz ?
Tanıdıklarınız sizi gerçekten dinliyor mu sandınız?
Ha  ha güldürmeyin canım beni!

Hadi gelin şöyle , salep de var.
Ama  arkanızdaki kapıyı sıkıca kapatıp gelin.
Öyle bir gelin ki o kapının arkasındaki her şeyi bu sulara anlatalım beraber...
Sonra daha dik , daha huzurlu dönelim gerçeğe...

Yılın son #DamlaninPlaklari bu...

Yeni yılda sizin için tek dileğim Daha Huzurlu ve Daha sağlıklı olmanız , çünkü gerisi boş ...







23 Aralık 2013

Kaçırılmaması Gereken En Avantajlı Yılbaşı Fırsatları Bu Yazıda!

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!

Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?

Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!


Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.

Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/



Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Aralık 2013

#DamlaninPlaklari 15


Akışına bırakmıyoruz.
Hep bir kontrol manyaklığı!
Ben istiyorsam olacak ukalalığı.

Mesela sevsin istiyorsam sevecek ,
Bitsin istiyorsam bitecek.

Duymak istemediklerim sessizleşecek
Haykırmak istediklerimi dünya duyacak!

Hep dahası olacak.
Daha çok başarı , daha çok para , daha çok çevre.
Düşmansan daha çok nefret
Aşıksan daha çok aşk
Ne yorucu !

Oysa en son ne zaman düşündün yataktan kalkarken
Oh yaşıyorum ben ya! diye

Bencilsin vesselam Bencil!

Bu hafta Müslüm Baba'yı analım istedim.
Bize unuttuklarımızı hatırlatsın istedim.
Hatta bana komşu olduğumuz o evdeki güze günlerimizi hatırlatsın istedim.
"Evladım Tanrı İstemezse Yaprak Düşmezmiş" desin istedim.

Bak yine ben istedim oldu derdindeyim!
Benden adam olmaz, ya sizden ?


17 Aralık 2013

Küçük Prens Geldi Hanım

Küçük Prens ile ilgili az çok herkesin bir fikri vardır.
Büyük hayranlık duyanları söylemiyorum bile!
Etrafımda o kadar çok Küçük Prens hayranı var ki inanamazsınız
Üzerine bu ay Kitap Kardeşliği ile Küçük Prens okumaya karar verilince size bu güzelliklerden bahsetmeden edemedim :)
Evet kendime de saklayabilirdim ama yapmadım , değerinizi bilin .

Hani yukarıda etrafımda Küçük Prens hayranları var dedim ya , işte en büyüklerinden biri  tutturdu ben Küçük Prensli şallar , yastıklar ve hatta mutfak önlükleri yapacağım diye!

Yaptı da vallahi. Hatta daha neler neler yaptı.

Pek de güzel oldular  hani ...


Yastıklardan üretmiyorlarmış artık (neyse ki ben kapmıştım bir tane) belki voltran oluşturursak ikna ederiz üretime devam etmeye.  (şu paketlerin şirinliği!)


Ben ara ara gidip Marmara Forumdaki standlarını dağıtıyorum.


Olmadı İnternet sitelerine dadanıyorum.
Hani bir bakmak istersiniz diye düşündüm.

Küçük Prens'i okurken boynunuza sarılsa fena mı yani ...
Bence değil ...

Ya da yılbaşı sofraları hazırlarken size eşlik etse ?

Hazır yılbaşı da yaklaşmışken , hediye arayışlarına girmişken buyurun size güzel bir fikir.
Küçük Prensler haricinde Edebiyat serisi şallar , el yapımı defterler, el yapımı çantalar ve daha neler neler..
Bir göz atın derim ben.  TIK TIK

Hatta mağazalarını  ziyaret de edin bence ,güzel sohbetinden mahrum kalmayın  hatta benden de selam edin belkim indirim bile yaparlar ;)

Yılbaşı Hediyen Ayağına Gelsin

YILBAŞI ALIŞVERİŞ KEYFİ

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başlangıçlar. Her sene yeni yılın gelişini büyük bir coşkuyla kutlarız. Hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağından değil belki; ama sevdiklerimizle yeni başlangıçlara adım atmaktan mutluluk duyduğumuz için. Yeni yıl aynı zamanda sevdiklerimizi sevindirmek için de güzel bir bahane. Hediye seçimi bir işkenceye dönmediği sürece! Yoğun tempoda çalışan veya öğrenim gören bizlerin doğru hediyeye ulaşmak için ayıracak günleri yok. Siz de böyle düşünüyorsanız, aşağıda hepsiburada.com’un yılbaşı sayfasından yararlanarak hazırlanan mini listeyi inceleyebilirsiniz:

Sevgiliye

Yılbaşının en klasik hediyeleri parfüm ve saat. Eğer riske girmek istemiyorsanız, erkeğe saat, kadına parfüm hediye etme geleneğini sürdürebilirsiniz. :) Mücevherler veya ihtiyaca göre teknoloji ürünleri de gayet uygun hediyeler olabilir;

- Saat almak istiyorsanız: Erkekler için saat modelleri
- Mücevher almak istiyorsanız: Melis Gold Altın Taşlı Sonsuzluk Bileklik
- Tablet almak istiyorsanız: iPad Mini

Arkadaşa

Arkaşınıza hediye seçerken, onun sürekli almayı ertelediği, ihtiyacını fark etmediği ürünlere ya da herkesin ilgi gösterebileceği ürünlere yönelebilirsiniz;

- Müzik seven arkadaş için: iPhone Dock
- Playstation seven arkadaş için: PES 2014
- İlginçlikler insanı arkadaşınız için: Furby

Aileye

Aile bireylerinin daha çok neden mutlu olacağını tahmin etmek genellikle daha kolay oluyor. İhtiyaçlarını, neden hoşlandıklarını uzun zamandır gözlemlemiş olduğumuz için belki de;

- Babanız tamir işlerinden hoşlanıyorsa: Bosch Çantalı Darbeli Matkap
- Çocuğunuza güzel bir sürpriz: Hot Wheels Çılgın Dinazor
- Anneniz için: Nevinci İnci Set

Yılbaşına özel binlerce ürün arasından dilediğinizi seçmek ve alışverişe başlamak için Yılbaşı sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli alışverişler!
Herşey Ayağına Gelsin

Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Aralık 2013

Müziksiz Evin Konukları

Can o kadar ara bir yaştaki kıyafetmiş ayakkabıymış onları geçtim okuyacağı kitaplar , izleyeceği filmleri seçmekte bile çok zorlanır oldum.
Eskiden Mickey müzikalleri , bubble showlar ,Ben Ten gösterileri ve çocuk oyunları izlemek onun mutlu olması için yeterli idi. Ama artık biraz çocukça gelmeye başladı.
Çocuk Oyunlarının çok basit normal oyunların da ağır kaldığı bir yaş 9 yaş.
Hal böyle olunca tiyatronun yolunu unuttuk 1 senedir. Ve ben bundan çok rahatsızdım. Gittikçe tek aktivitesi sinema olan bir anne-oğul olmaya başlamıştık.
Geçen hafta oturdum tüm Biletix'i taradım ve bir oyun gözüme çarptı (gerçi zaten aklımdaydı)
Müziksiz Evin Konukları

Bu arada oyun ilk sahnelenmeye başladığında kendilerine twitter üzerinden oyunda ya sınırı olup olmadığını sormuştum. Gelen cevap karşılığında oyunu rafa kaldırmıştım. Hatta birazda uyuz olmadım değil hani!
Oyununuzda yaş sınırı var mıdır? diye sormuştum. Gelen cevap 12 yaş uygundur oldu.
Sanki portakal kaç kilo olsun dedim! Kime göre neye göre uygun 12 yaş ?  Yasal olarak mı yoksa o an twitlere cevap veren yetkiliye göre mi ?
Sonrasında gişe yetkilisini aradığımda yaş sınırı 7 dedi.
Ve oyun bence de 12 yaş altı için tehlike arz edebilecek bir unsur yoktu. Alın yavrularınızı gidin anacım !

Can ile gittiğimiz ilk çocuk oyunu olmayan oyundu. Ve büyük çekincelerle başladığımız oyunu Can'ın kahkahaları sebebi ile büyük mutlulukla bitirdik.
Hatta bir ara Can öyle kahkahalar attı ki  yanımızda oturanlar bizi salondan attıracak diye korktum.
Önümüzdeki şirin teyzeler ve yanımızdaki abla Can'a bayıldı ve bir anda salonun maskotu oldu :)
89 kere özür dilemiş olmalıyım ki " nolur dert etmeyin biz bayıldık ,rahat rahat gülsün" dediler :)
Oyunun sonunda "anne oyunu o kadar beğendim ki 3 kere daha izleyebilirim " bile dedi.
Hatta oyunculardan birini o kadar sevdi ki başka oyunları varsa onları da izleyelim mi dedi.


                                           Gönderi by Tiyatrokare.


Benim yorumuma gelirsek ;
Bir kere dekor süperdi , çok beğendim.

Serpil Tamur kesinlikle canlı izlemeniz gereken bir oyuncuymuş onu öğrendim.
Özge Özder zaten oyunu sırtlanmış götürüyordu. Nasıl şirin , nasıl sevimliydi :)
Bir ara oyuncuları gülme krizi tuttu , oyunda bir mini es oldu. Dedim ki bitti oyun daha da toparlayamazlar ,ara mı verseler acaba . Ama oyuncular o kadar iyi toparladılar ki inanamadım.


Toparlasak; oyuncuları çok iyi ama oyun vasat bir oyundu. Konusunu okuyup gittiyseniz benim gibi bi çıtır hayal kırıklığı yaşama olasılığınız var. Bence oyun daha dramatik , daha iyi olabilirdi. Çok hafif kalmış.
Ama Can o kadar eğlendi ki iyi ki de çok derine inmemişler de demiyor değilim :)

Konusun kısaca : Annelerinin ölümünden sonra babalarının maddi sıkıntısı sebebi ile çalışmaya gitmek zorunda kalıp  iki kardeşi kötü kalpli babaanneleri ve hafif çatlak halaları ile bırakmak zorunda kalması.
Her şeyin yasak olduğu bir ev , kötü ve sevgisiz bir babaanne, şeker mi şeker bir hala ve hayalinizde canlandırabileceğiniz  olaylar silsilesi ...

Bu arada biletlerimi hep Biletixden alırdım. İlk defa etkinlik gişesinden aldım ve o an fark ettim ki Biletix bilet başına 6,5 tl gibi absürt bir işlem ücreti alıyor. Bu fiyata şehir tiyatrolarından bilet alınır vallahi , bence çok fazla. Şahsen bundan sonra tiyatro gişelerinden bilet almaya özen göstereceğim.
Zaten bence tiyatro hala daha çok pahalı bir etkinlik bir de böyle yükler geldiğinde 3 kere düşünülür oluyor maalesef.
Bu da Oyun arasında dergisini okuyan entelektüel oğlum. Bazen şaşıyorum bu çocuk benim mi diye ?
Yaptım , oldu valla bacım :)






13 Aralık 2013

Ah Bir Zengin Olsam


Çocukken her Cumartesi Sayısal Loto oynardık.
Bir kolonu ben bir kolonu kardeşim derken bir kuponu doldurur babama teslim ederdik.
Babam gider kuponu yatırır, salonda baş köşeye koyardı.
O akşam çekilecek olsa da o kupona asla Pazar sabahına kadar el sürülmezdi.

Pazar sabahı gazete alma görevi ben de olduğundan -gerçi tembel bir kardeşiniz varsa hep sizde kalıyor o görev- gider gazeteyi alır ana sayfadaki sayılara baka baka eve yürürdüm.
Bütün sayıları tutturduğumu düşünürdüm hatta emin olurdum.

Kahvaltı sofrasına oturduğumuzda ilk geyiğimiz aslında boş yere burada kahvaltı yapıyoruz , Çırağan'a da gidebilirdik Brunch a olurdu.
Ama neden evimizde şöyle huzurlu huzurlu son kahvaltımızı etmeyelimdi ki zaten yakında malikaneye taşınacaktık.
Babam kendine o çok sevdiği Jeep i alırken yanında anneme de kırmızı bir New Bettle patlatacakdı mümkünse şoförlü olacakdı.
Acaba nereden ev alsaydık ?
Okula yurtdışında mı devam etseydik yoksa altına bulayan kolejlerden birine mi gitseydik?
Annem yeni evini nasıl döşeyeceğini anlatmaya başlar
Babam kuracağı iş için ofis arayışlarına girerdi.
Birimiz Oyuncakçıya gidip istediği kadar oyuncak alabileceğinin hayalini kuradursun
Saf olan ben parayı alın gelin ilk iş en yakın D&R a gideceğim , hatta tamamen satın mı alsam ki ? diye hayaller kurardım.
Çaktırmayın ama bu salaklığım doğuştan...
İlkokul da oturduğumuz sitenin bakkalı neredeyse uçurumun kenarındaydı. Hep şiddetli bir rüzgarın o derme çatma bakkalı yıkmasını dilerdim. Böylece tüm çocukla çikolata ve şekerlere koşarken ben raftaki tüm çocuk dergilerini alabilirdim. Hatta bazı büyük dergilerini de alabilirdim büyüyünce okurdum. GÜLME AMA AYIP :)

Kahvaltı biter , salona geçerdik. Kuponu ilk önce babam kontrol eder , sonra bana ettirir en son cila olsun şifa olsun diye Annem'e teyid ettirirdi.
Bu hafta yine olmamıştı ama haftaya neden olmasındı.
Hadi güzel bir film izleyelimdi
Aslında en güzel film hayal etmekti ...

11 Aralık 2013

Yürürken kitap okumak

Klasik sabahlarımızdan biriydi. 
Can'ı okula bırakmış en yakın kahveciye doğru yol almaya başlamıştık
Kırmızı ışıkta durduk. 
Memo dedi ki "bak senden beterleri var düşecek şimdi"
Kafamı baktığı yöne çevirdim. 
Bir kadın kitabını almış eline ne topuklu ayakkabı ne arnavut kaldırımları demeden nasıl hararetle kitap okuyor inanamazsınız. 
Okuduğu sayfa sayısı 10 u bulmamış biricik kocam " bu kadarı da fazla yani "deme gafletinde bulundu. 
Açtım ağzımı yumdum gözümü 
Sen ne anlarsın kitap okumanın verdiği keyiften girdim 
Ne güzel işte keşke herkes aynı şekilde yürüse sokakta ile devam edip 
Düşünsene demek ki nasıl heyecanlı bir kitap ki kapatıp sonra devam edememiş diye bitirdim.
Nasıl  savundun tanımadığım kadını inanamazsınız. 
Nasıl yakın hissettim kendime , kaybettiğim ikizim gibi :P 
Nasıl bir kitap olabilir ki yani çok saçma ne anlatacak da yolda düşme tehlikesine değecek dedi Memo 
Ve o an kadın kitabı kapattı ...   
Memo koca bir kahkaha attı 
Ben yerin dibine girdim.  
Buyrun size kadının iştahla okuduğu ve benim deli gibi savunduğum o roman :D 

Tamam heyecanlı ve atraksiyonlu olabilir ama sokakta yürürken de ağzından salyalar akarak okunmaz yani.
Hayır okuma demiyoruz hobi olarak yine oku ! Ama dünyanın sırrını çözecekmişsin gibi yolda yürürken okuyup bir evli çifti birbirine düşürme ama di mi :)  




10 Aralık 2013

Keşke Gerçek Olsa

Çok ağladım ben
Acayip içime dokundu bu sahne benim
Nasıl sevindim inanamazsınız


Sonra koydum başımı yastığa
Oh dedim bu akşam mutlu uyuyacak birileri
O evi , o çocukları düşünemiyorum

Sonra aklıma diğer çocuklar geldi
İçim  bir Buruk
Nazlıcan mesela ...
Ne hissetmişlerdi acaba
Mutluluk mu ?
Yoksa hasretleri daha da ağır mı gelmişti omuzlarına?

Sonra Tuncay Özkan
Kendi elleri ile hücre arkadaşını evine yollayan
Hücresinde yine yalnız kalan adam
Sonra yine ağladım
Bir gün dedim sen kızına sarılırken ben yine sevinç gözyaşı dökeceğim , bu sefer senin için!
Ve belki de hepiniz için

Keşke dedim KEŞKE GERÇEK OLSA ...

Uyumuşum ...

Bütün gece rüyamda babama koştum.
Üzerimde mor montum , kemik çerçeveli gözlüklerim ve bukle bukle saçlarım ile babamı getiren o otobüse koştum.
Çıldırmış gibi
Sanki koşmasam , dursam orada babamı getiren otobüs gelmeyecek gibi ...

Sahne tanıdık geldi mi ?
Hala görmediyseniz izleyin bence. TIK


09 Aralık 2013

Bir Yekta Kopan Denemesi

Evet konumuz Aile Çay Bahçesi
Aslında kitabın böyle dolu dolu anlatılıp üzerine uzun cümleler kurulacak bir durumu yok.
Ama aranızda benim gibi ilk defa Yekta Kopan okumak isteyip  yahu bu adamın yazım dili nasıldır , akar gider mi yoksa sıkar bıktırır mı kıvamında tereddütleri olanlar  vardır diye yazmak istedim.
Ben Yekta Kopan dilini sevdim.
Okurken Livaneli rüzgarını hissettim yazım dilinde.
Hani Livaneli'yi okurken zaman nasıl geçer anlamaz , bittiğinde de keşke daha yavaş okusaydım dersiniz ya. Aile Çay Bahçesi'ni okurken de aktı gitti zaman. Nasıl bitti anlamadım.
Bir Müzeyen oldum bir Çiğdem.
Bende derin izler bırakmadı belki ama ağır kitaplara verdiğim güzel bir es oldu.
Hakkını yememeli mini bir kitap için sonu çok iyiydi.

Ben şimdi Yekta Kopan'ın başka hangi kitabını okumalıyım onu araştırmaya gidiyorum.
Tavsiyeniz var mı ?

06 Aralık 2013

#DamlaninPlaklari 13


Benim için Tahta Masa
Haşlanmış Yumurta Kokusu ; Lise de  çömez çömez zorunlu stajımı yaparken sabah 6 da 87654 tane  haşlanmış yumurta soyduğum o kahvaltı salonunda üst sınıfların bangır bangır Ümit Besen- Cengiz Kurtoğlu dinliyor olmasından mütevellit ne zaman haşlanmış yumurta kokusu duysam "ayağı kırılmış o tahta masaaa" diye başlarım.

Pek Değerli Varlığımın Olası Sebebi ; Ümit Besen ile aşklarını yaşamış bir anne babanın ilk hormonlu patatesleriyim sonuçta.

Sınıf Farkı ; Etrafım "İşte bizde hafta sonu şehre indik " cümlesi kuran kurtlarla ay pardon insanlarla dolu. Bu türler  Türkçe müzik dinlemez. Ümit Besen desen , ekşimiş surat ne demek sana hemen hatırlatırlar. Bu burun kıvırmayı da yüksek sınıf olma hakkı olarak görürler. Ve dışarıdan bakıldığında farkında olmasalarda  çok çok komik görünürler.

Bağırarak Şarkı Söylemek ; Bak bu çok önemli. Ne zaman mutsuz olsam ,keyfim kaçsa açarım Tahta Masa'yı bağıra bağıra söylerim. Özellikle arabada çok zevkli oluyor ,tavsiyemdir deneyiniz.

En Komik Fotoğraf ; Geçen haftalarda Can'ın sınıftan bir arkadaşı bize oyun oynamaya geldi. Annesi de birkaç saat sonra oğlunu almaya geldiğinde ilk defa yüz yüze sohbet etme şansımız oldu , konu Memo ya (eşim) geldi.
- Aaa belki tanıyorumdur orada çalışıyorsa fotoğrafı var mı ? ,dedi.
-Can  babanın resmini getirsene masanın üstünden oğlum ,dedim.
Masanın üzerindeki 5 Memo fotoğrafının  içinden getirip kadının eline tutuşturduğu fotoğraf buydu;

Evet arkadaki Ümit Besen ...
Nasıl ama ilk izlenim :))))

05 Aralık 2013

Tuhaf

Dün malumunuz üzerine asistanlık hayatımın en absürt olayına imzamı atarak patronumu evlendirdim.
Zira ilk defa başıma geliyor.
Ama herkes sakin olsun Ankaranın Bağlarında  karşılıklı göbek atmadık.
Sonuçta birbirimize olan saygının dibin görmeyi ikimiz de istemeyiz :)

Ama size anlatacağım tuhaflık bu değil.
Ben düğün dernek olaylarına oldum olası karşı olduğumdan hep uzak dururum.
Bunun için böyle bir şeyden ilk defa haberim oldu.

Düğünün ilerleyen saatleri herkes Ankaranın Bağlarına bağlamış pistte göbek atarken mekanı terk etmenin vaktinin geldiğini anladığım o dakika vestiyerden paltomu aldım , kapıya yöneldim ki...
Bir ses ile irkildim.
ATATÜRK'ün sesi ile ...
10. Yıl Marşı çalmaya başladı salonda.
Ben kapıda durdum , ilk önce şöyle düşündüm gelin İzmirli , demek ki İzmir de düğünlerde bir gelenek bu.
Zannettim ki hep beraber söyleyeceğiz.
Sonra bir baktım yeni bir düzenleme yapılmış parçaya
Sadece başta ATATÜRK konuşuyor , marşın sözleri  kalkmış yerine müzikle biraz oynanmış ve ortaya herkesin göbek atmaya devam ettiği garip bir şey çıkmış.

Sizi bilmem ama ben çok yadırgadım.
Yakıştıramadım.
Düğün ve 10. yıl marşını aynı kefeye bir türlü koyamadım.

Benim için çok Tuhaf bir deneyimdi.

02 Aralık 2013

Kitaplaşalım mı ?

Şu blog aleminde pek bi sevdiğim bloggerların bir çoğunu bu etkinlik ve dolayısı ile Diloş'um sayesinde tanıdım.
Bu etkinliğe geçen yıllarda ben de ev sahipliği yapmıştım ama asıl fikir sahibi yine Kitaplaşalım mı ? diyerek geri döndü.
Daha önce böyle bir etkinliğe katılmadıysanız şunu söyleyebilirim ki ; emin olun çok güzel insanlar ve hatta dostlar tanıyacak, çok güzel hediyeler alacaksınız. Zira artık hepimizce bilinen sahte isimler vb. kişileri Dilara etkinliğe kabul etmeyecektir. Bu da temiz ve huzurlu  bir hediyeleşme demek.
Üstelik Blogger olmanıza da gerek yok. Tek yapmanız gereken buraya gidip "ben de varım" demek...

Hadi gelsenize  KİTAPLAŞALIM ...

22 Kasım 2013

#DamlaninPlaklari 12

Aslında niyetim size beklediklerimden ve beklettiklerimden bahsetmekti.

Hatta Cerrahpaşa Onkoloji servisinde "beni tuvalete kadar götürebilir misin kızım?" diyen teyzeye "annemin ilacı bitti hemen hemşireye haber vermem lazım , az beklerseniz hemen geliyorum" deyişim ve bir daha o teyzeyi göremeyişimi anlatmaktı , Onkoloji sevisinde bir gördüğünüz kişiyi bir daha görmemeniz çoğunlukla hayra alamet değildir. Aylarca rüyamda "az bekle teyzecim" deyişimi anlatacaktım , onun bekleyememiş olmasını...

Ve hatta Yıllarını beraber geçirmiş,yaşlanmış tonton olmuş bir çiftin birbirlerine nasıl aşkla baktıklarına şahit oluşumu. Birinin diğerini beklemeden ölüp gitmesini , diğerinin ona kavuşmayı beklemeden bir başkasıyla evlenmesini! Her zaman iyi şeyler anlatacak değilim değil mi ?

Sonra bir evden. Ayvalık'ın arka sokaklarında 3 katlı yıkık dökük , virane  ahşap bir  evden. Perdelerinin hep dışarı doğru uçuşmasından , sanki içerde hep bir fırtına var gibi. Ahşap merdivenlerinin gıcırdamasından , merdivenin korkuluklarından birinde incecik "Mutlu Ol Çocuk" yazdığından. O eve gittiğimde hep  o merdivene oturup mutlu olmayı beklediğimden.

En sonunda da bir Pazar sabahından.
Aslında her pazar gibi olduğundan...
Radyoda "Annemin Plakları" ,Çetin Erker'in o buğulu ve bence büyülü ses tonundan...

Sonra işte tam da bu şarkıdan ...
Ve artık o pazar hiçbirimizin bildiği  pazar değil !
Nereden mi biliyorum ?
Pazar sabahları ağlamak adetim değildir de ondan...

Beklediğiniz şey bir Pazar sabahında kulaklarınızdan kalbinize süzülüp gözlerinizden yaş olarak akabiliyor.

Beklediklerinizin bir nefes uzağınızda olması ve geç kalmamanız dileğiyle...

21 Kasım 2013

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.

Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için; http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=ZCOSF34PG0U



Bir boomads advertorial içeriğidir.


19 Kasım 2013

Bir Garip Cuma Gecesi Hikayesi

Her şey Twitter da gördüğüm bir Retweet ile başladı.
Takibimde olmayan bir tiyatro " biz oyunlarımızın galalarına eleştirmenleri değil halkı davet ederiz. Bu Tweeti RT edenlere oyun davetiyesi verilecektir"  yazmıştı ve bunu listemden biri RT etmişti.
Vallahi helal olsun tiyatroya dedim, takibe aldım.
Hatta o tweet i de RT yaptım, bakış açısı güzel olduğundan.
Zaten dedim çok zaman geçmiş davetli kontenjanı dolmuştur çoktan. Derken ; "davetiyenizi almak için lütfen bizi arayın" mesajı geldi.
Tanrım demek ki gerçekten karar vermek yolun yarısı , ben de bu sene bir sürü oyuna gitmek için kendimi şartlamıştım.
Pek tabi aradım , ismimi yazdırdım. İş çift kişilik davete kiminle icabet edeceğime kaldı.

Aklıma Can'ın kreş günlerinden arkadaşı ve annesi geldi. Hep çocuklarla buluşuyorduk ve dedim ki bir kaçamak yapalım anneler olarak.
Hemen planı yaptım yavrularımızı  kardeşime satıp onlar evde Xbox oynayıp film izlerken biz de moderen anneler olarak oyunumuzu izleyecektik. Her şey mükemmeldi!
Muhteşem bilinçli ve modern bir anne olarak mail yazdım arkadaşıma ( bu çocuğununuzun arkadaşlarının  anneleri ile diyalog kurma  konuları da ayrı bir yazı dizisi bence , ne zor denge ) çocuklar olmadan plan yapalım hadi dedim, çocuklar da eğlensin hem yalnız kalsınlar biraz dedim, biz de ilk defa yalnız dışarı çıkmış oluruz dedim. Tabi ki kırmadı, şimdiki aklı olsaydı kesin kırardı! 

Çocukların karnını doyurduk ben "hadi Can bayyyyy" dedim Can : "tamammm" dedi.
 O "canım yavrum kendine çok iyi bak , seni çok seviyorum" dedi. Oğlu : "iyi eğlenceler anneciğim sen beni sakın merak etme" dedi.
İşte böyleyiz biz Tofaş onlar Maserati :S
Tanrım düşündükçe utanıyorum...

Nasıl mutluyuz ama yolda; iki anne , güzel bir Cuma akşamı  ve tiyatro oyunu ...

Tiyatro Salonunu elimiz ile koymuş gibi bulduk.
Kuştepe de bir gecekondudan bozma bir evin içine şirin bir sahne hazırlamışlar.
Nasıl izbe bir yer! Dedik ki " sanat ne zor şartlarda yapılıyor" ama "helal olsun vallahi"
Oyun başladı... Ve bitti...
Full küfür dinledik, bir ara kız sahnede iç çamaşırları ile kaldı, bir ara küvetin önünde diğer kızla öpüşmeye başladı.
Ben tabi yerin dibinde! Allahım diyorum ne olur ara versin de bir bahane bulup çıkartayım onu buradan.
Yok ara falan vermedi , konusuz filmler gibi herkes öldü oyun bitti.

Ben pıstım , ay dedim çok özür dilerim vallahi çok da baktım ama konusunu bulamadım internette.
Oyunun üzerine birer kadeh şarap içtik.
Neyse ki güzel sohbetler ettik ve unuttuk oyunu...

89747 kere falan özür diledim.

Eskiden Türkçe sınavlarında Yazının ana fikri nedir? diye sorarlardı.
Yazının ana fikri : Bedava etin yahnisi yavan olur. 

(Not:Tiyatronun ve oyunun adından bilerek bahsetmedim. Kimsenin yaptığı işe zarar vermek istemem. )

15 Kasım 2013

Müzikaller - Moulin Rouge

#DamlaninPlaklari yazımı yazıp videomu da Youtube'a yükledikten sonra videonun sessiz kaydedildiğini fark etmiş bulunmaktayım. İntihar girişiminde bile bulundum az önce ama görüldüğü üzere başaramadım. :)

Ben de ne zamandır aklımda olan Müzikaller Yazı Dizime başlıyorum bu vesile ile. #DamlaninPlaklari bir başka bahara artık.
Herkesin hayatında değerli bir filmi vardır.
Benimki de (birçoğunuzu duyuyorum "ohh nooo yinemi?" ,demeyin öyle ama ayıp) Moulin Rouge .

İzlemeyenler için spoiler olmasın diye ayrıntıları yazmıyorum ama son sahnesinde "ya benim için kimse böyle ağlamazsa" deyip ağlayarak  tuvalete koştuktan sonra uzun ısrarlar üzerine gözler balon şeklinde saatler sonra geri çıkmıştım.
Ama yıllar geçti ben 670983 kere daha izledim aynı filmi.
Artık ağlamıyorum korkmayın :)

                               
                                       

Nicole Kidman ve Evan Mcgregor başrollerde harikalar yaratıyor,zaten kötü oyuncu bulamazsınız filmde.
Üzerine çok çok çalışılmış görsellikler, aman Allahım hele ki o müzikler!
Ve pek tabi Satine'in Canturi tasarımı muhteşem  gerdanlığı !!

Bohem hayat , 1900 yılında  Paris , Dük , Yeşil Peri Absenthe ,Zengin -Fakir ,Gerçek Aşk  ...
Film Nature Boy ile başlıyor...Christian'ın daktilosu ve
"The greatest thing you'll ever learn is just to love and be loved in return"



Christian babasının tüm uyarılarına rağmen yazar olmayı aklına koymuş , bohem devriminin  tavan yaptığı bir dönemde Paris' e gelmişti. Türlü tesadüfler sonucunda  Moulin Rouge daki en güzel , en gözde dansçı olan Satine ile tanışır ve aşık olur. Ama önünde aynı kıza aşık olduğu zengin  Dük vardır.
Moulin Rouge u izlerken bazı yerlerde gülüp bazı yerlerde hüzünlenebilirsiniz.
Benim gibi Nini ye sinir olabilirsiniz. Hala kendisini yolda görsem boğabilirim.
Fimin yönetmeni Baz Luhrmann öyle bir dünya yaratmışki sevmediğim Paris'e gitme sebebim olacak.
Ama  ben  henüz Moulin Rouge u dünya gözü ile göremedim. ( bu mesaj Memo'ya)
Moulin Rouge şimdi de önünde metrelerce kuyruk olan bir kulüp. Pek tabi filmin de bunda çokça etkisi var.

Ve Filme dönersek son söyleyeceklerim ;
Satine'in Show Must Go On derken ki gözlerini görüp etkilenmeyeniz olur mu bilmem?
Ya da boynunda o gerdanlığı ile balkondan Christian'a bakışını...


Siz siz olun izlerken bu sahneye geldiğinizde sesini yükseltin!
Ve Satin ne zaman One Day I'll Fly Away  derse beni hatırlayın ...

Filmin IMDb puanı : 7.6

Sıradaki müzikal yazılarım ;
* Chicago
* Mamma Mia
* Phanton Of The Opera
* Sefiller
* Singin'in the Rain
* Nine
* Hair
* Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi





08 Kasım 2013

#DamlaninPlaklari 11


Yemyeşil bir bahçe getirin aklınıza
Güzel beyaz bir konağın bahçesi i hani şu dizilerdeki gibi
Hadi konak ada da olsun.
Mis kokulu çiçekler olsun bahçede en az arı çekeninden ama
Ben arılardan korkarım da :)
Bol ağaç olsun ama hamak yapıp yoruldukça uyuyalım
Salıncak yapalım çocukları deli gibi sallayalım
"Daha yükseğe daha yükseğe" diye bağırtalım
Upuzun ahşap bir masamız olsun bahçenin tam ortasında
Ellerimle yaptığım mezelerle donatayım masamı ( tamam Macro dan da alınabilir :) )
Memo en lezzetli salatalarından birini yapsın bize
daha mezeleri yaparken başlayalım minik minik demlenmeye
Kim geldi , kim gelmedi
Bir şey dersem kırılır mı , takılır mı
Acaba beni yalnış anlar mı
böyle düşündüğüm kimse olmasın o masada.
Davet de etmedim, zaten de gelmesinler.

Hep beraber hazırladığımız masamıza oturalım şimdi
Arkada plaklarımız çalsın cızırtısı şimdi duyulmaz ama
Hele bir çocuklar uyusun bak nasıl duyulacak her ayrıntı.
Sabaha daha çoook
İçelim, sohbet edelim
Öyle çok sohbet edelim ki çenelerimiz acısın
acısını rakı kadehlerimiz dindirsin.

Gülmekten gelsin gözlerden yaş
Sonra buz bitsin
Kalkayım masadan
Mutfağa girmeden merdivenlerde
Döneyim arkamı
Bakayım masama , dostlarıma
Öylece izleyeyim onları
O ne güzel tablodur o !

Not: Geçen hafta Sevgili Deeptone Hayalinle Gel Mim'i bırakmıştı bana. Bu yazı ona ithafen yazıldı. Teşekkür ederim Deeptone  

04 Kasım 2013

Kitap Tavsiye - Berlinli Apartmanı

Kitap Fuarı için alınacaklar listesi yaptığımda kendi kendime dedim ki " sanırım çıldırıyorum, bu kadar çok polisiye - gerilim romanı da okunmaz ki canım!"
Sonra eve gittim.  24 saat açık Kitapçının Sırrı adlı kitabımı bitirdim.
Cumartesi ne okusam acaba derken aklıma "Berlinli Apartmanı " geldi. Daha önce Yitik Ülke den çıkmış gerilim, macera, aksiyon kıvamlı bir kitap olduğu aklımda kalmış o kadar. Çok irdelemedim okumaya başladım ...
Hem de ne keyifle başladım ;


Oya çevirmenlik yapıyor. Uzun zaman kiracı olarak sürünmüş , abisinin de yardımı ile kendisine sevimli bir apartmanda bir ev alıyor.
Diyor ki istediğim gibi çivi çakabilirim artık oh!
Oya beni bu cümlede yeni evine taşınmış bi insan olarak aldı götürdü zaten. Çok iyi anlaşacağız biz seninle belli oldu dedim içimden. Evine aşık oldu Oya , eminim her santimini defalarca inceledi.
Zamanla apartmandaki komşuları ile teker teker tanışmaya başladı. Hepsi bir masalın kahramanı gibiydiler.
" Komşu" kelimesinin ne olduğunu hatırlattı bana Oya.

Sonra ben bir baktım gece 1:30 olmuş tatlı tatlı okuyorum kitabımı. " Ay dedim bir kaç sayfa daha okuyup uyuyayım " derken Oya çevirdiği korku romanlarına pabuç bırakmayacak bir şey ile karşılaştı .
Ve benim gibi evde yalnız kalmaya alışık insan , hani hiçbir şeyden korkmayan -güya- bizzat kendim aniden kitabı kapattım ve arkama yaslandım.

İlk önce Batu ya söylenmeye başladım "çok lazımdı deplasmana gitmen " diye.
Sonra kendime söylendim " sen de okuma gecenin bir yarılarına kadar kitap! diye
Sonra Memo yu aradım " Erken gelsene ne olur " diye
Sonra Yitik Ülke'ye saydım da saydım " insan bir uyarı yazar -yalnızken gece okumayın - diye" diye
Yazara kızdım " neden karıştırdın sen şimdi ortalığı " diye.

Yaklaşık 1,5 saat döndüm durdum yatakta.
Bir baktım Batu Metrobüsde Check-in yaptı " Tanrım dedim şükürler olsun!"
Dalga geçmeyeceğini bilsem atla taksiye gel diyeceğim. Demedim , sabırla bekledim.
Gece 3 , Batu geldi. Bana da bir cesaret geldi :) Kitap da su gibi aktı gitti , bırakamadım.
Sabah 6:10. Damla kitabı bitirdi.

Sonuç : Oya kızım sendeki ne cesareti öyle!
Yaprak Öz ne kadar duru ve keyifli bir yazı dilin var , bayıldım.

En sonuç : Korkmuş olmamla dalga geçeni vururum. Ya da geçin ya !
Ama Berlinli Apartmanı'nı okuyun da  sizi de görelim olur mu !

01 Kasım 2013

#DamlaninPlaklari10

3 günde biten haftanın şerefine seçtim bu şarkıyı.
Mutlu , eğlenceli , fıkır fıkır bir hafta sonu olsun hepinize.



Bu arada Plak 1985 yılına ait, benim doğmama daha 1 yıl var ;)
O kadar da yaşlı sayılmayız bence :)


30 Ekim 2013

Damla Tatilde

4 günlük tatilde ne  yaptın demezler mi adama ?
Derler!
Buyurun size tatilde ne yaptım ...


Not: Boyacı ile ilgili düşüncelerimi RTÜK ve kendi ilkelerim gereği açıkça yazmıyorum. Sadece boyayı gram sulandırmadan tek kat yalap şap boya yapmış olan zat-ı şahanemizin arkasından rötuş yapıyorum diyeyim siz gerisini hayal edin.
Yalnız Avon makyaj fırçası ile gerçekten güzel duvar boyanıyormuş :P

                                                                                          İmza: Keşke o Boyacıyı Elime Verseler Damla 

25 Ekim 2013

#DamlaninPlaklari 9


Hayal ediyorum ...
Çiçek desenli berjerime oturmuş aynı desenden pufuna ayaklarımı uzatmışım.
Eskiden daha uzundum sanki.
Zaman uzadıkça biz kısalıyor muyuz gerçekten ? Ne büyük tezat!
Heybemde biriktirdikçe anılarımı daha da büyümem gerekmez mi ?

Anlıyorum heybemde kaybettiklerimin yükleri sırtıma ağırlık , uzamama engel.
Yaşlandıkça bunun için mi kısalıyoruz ne ?

Elimde kitabım "Keşke Gerçek Olsa"
"Bir zamanlar aynı isimle bir internet günlüğüm bile vardı" diyorum .
Pikap da Yaşar ÖZEL "son defa seyredeyim ne olur dur da seni"

- "bana o günlerden yadigar plaklarım diyorum.
Hatta bir seferinde bu şarkıyı anneme dinletirken hem ağlamış hem gülmüştü
Ne tuhaftı , daha fazla vakit geçirmeliyiz diye düşünmüştüm o an"

Sesim yankılanıyor , duvarlara çarpıp geri dönüyor.

Apartman kapısının açılır sesi kulağımda
Bekliyorum kapı çalsın
Yok !
Çalmıyor ...

Sürprizler de peşimi bırakalı çok oldu.
Yerlerini daimi bir yalnızlık aldı.
Çok kalabalıkdık aslında
Hiç düşünmedik gerçekten varlar mı diye

Hep hayal ettiğim andayım
Koltuğumda fütursuzca kitabımı okuyorum
Ama çok yalnızım ,yapayalnız
Sonra bir an oluyor
Kan ter içinde uyanıyorum !

Kalkıyorum yatağımın sağ tarafı dolu
Diğer odaya gidiyorum , okul sabahı ya derin uykuda yine birileri
Bir diğeri pek tabi yine üstünü açmış , örtüyorum. Homurdanıyor..

Çıkıyorum evden
Okula bırakıyorum küçüğümü
Arkadaşlarımla hızlı bir kahvaltı
İşte işteyim yine
Ne kalabalığım diyorum mutlu mutlu.

Sonra bir an oluyor duruyorum
Gerçekten kalabalık mıyım diyorum
Gerçekten ?

Siz peki gerçekten kalabalık mısınız?

24 Ekim 2013

EuroFlora Alışverişimiz

Tamamen masumane başlayan EuroFlora çıkartmamız annemin alışveriş yaparken takındığı “ Kadınlar alışveriş yaparken susamaz, acıkmaz, acı duymaz hatta çişi bile gelmez” mottosu ile hafif çaplı bir işkenceye dönmedi değil.
Amannn Damla abartma mı dediniz ?
Kısa özet geçmem gerekir ise 3 katlı dev mağazayı gezip bitirdikten sonra kasalara yönelmişken “ gel ya şu katı tekrar gezelim , belki atladığımız bişi olmuştur” gibi delice bir teklifde bulundu.
Açtım , susuzdum , acı çekiyordum ama hakkını yemeyeyim mağaza içindeki tuvalete girmeme izin vermişti – tamam anne ısrar etme tuvaletin önünde beklerken sahibi tuvalette olan sepetteki eşyalara göz diktiğini anlatmayacağım-
Neyse 3 kat + 1 kat ekstra yı dolaşmanın ardından arabaya bindiğinde “ aman burda da bu sefer hiç bir şey yoktu yahu “ demiş olması ile benim akşamına 4 duble rakı içmem arasında hiç bir bağlantı yok.
Yoksa var mı ?
Neyse ben EuroFlora yı çok seviyorum. Biz Kağıthane’dekinin müdavimiyiz sanırım bir de Yeşilköy’de var.
Özellikle Can’ın sünnet hazırlıklarında su yolu yapmıştık.
Bu sefer asıl amacımız gezmek olsa da dikkatimiz hep yeni doğacak bebişimiz Yeğenim olacak zat-ı muhterem Çınar içindi.
Yeni doğum yapacaklar için bulunmaz bir cennetmiş gerçekten de burası , aklınızda olsun.
Bir ara Fotoğraf çekmekten yorulup Gizo ya yollamak için video çekmiştim buyrun kısa bir örnek sizlere…


ve daha fazlası ;
çınar

Ve pek tabi bizim gibi hamile olmayan ununu elemişler için de bir cennet orası.
Eskiden mobilya yoktu mesela , şimdi bir kaç çeşit şifonyer kıvamlı bir şeyler getirmişler.
Biz kendisini çok sevdik ;
fotoğraf 1 (8)
En üst katına hiç çıkmamıştım taa ki annemle gidene kadar, zaten halimden de anlaşılacağı üzere sepeti it Damla şunu kap Damla , Atıl Kurt Damla derken dağıldım. Kollarda derman kalmadı.
Göz attıklarımızdan bir kaçı ;

euroflora3
Tamam hiç çıkmadığım 3. katta çok güzel bahçe bibloları vardı ama almak için ilk önce bahçem olması gerekmez mi ? Biraz kafam karıştı Gülümseme

Vee en cennet kısmı en sona bıraktım Tabi ki Ferforje kısmını ;
fotoğraf 2 (6)

Bu da o cennet kısımdan benim payıma düşen kara tahtam. Biraz karanlık çıktı ama , pek tabi baykuşlu :)
fotoğraf 2 (5)
Yakın zamanda yapacağımız Can’ın Doğumgünü için bir ziyaret de Parti Malzemeleri kısmına gerçekleştireceğim. Orası da nasıl güzel anlatamam.
Aslında anlatırım , çok yakında bu blogda …

23 Ekim 2013

Komşu Sorunsalı

Bir önceki evimizde şöyle bir Brooklyn köprüsü kıvamında manzaramız ve açık alanımız olduğundan yeni evimiz bize akvaryuma kıstırılmış balık kıvamı verdi ilk başlarda.

Mutfağın balkonu garip bir teyzenin balkonuna bakmakta. Hani yakın bir arkadaşım olsa ortaya kalası koymuş şarabı da açmıştık o kıvamdayız. E hal böyle olunca hapşursa " çok yaşa komşuu" diyesi geliyor insanın.

Ama 20 li yaşlarındaki oğullarına balkonda otururken çıplak ayaklar komşunun gözüne sokula sokula uzatılmaz , komşu kızı sizin 44 numara ayaklarınızın altını yüzlerinizden önce tanımak zorunda değil demediği için pek kalemim değilsin teyze.

Ben bi kıl kaptım ya teyzeye hani ev baklavası (zaafım) yapıp gelse kurtaramaz o kıvamdayız ama kendisi pek hevesli.  Henüz perdesi gelmemiş mutfak camımızdan ocağımızın olmadığını fark eden teyzemiz küçük tüp teklifinde bile bulundu yani siz düşünün. Bir de utanmadan diyor ki ocağınız yok galiba!
Yahu arkadaşım pirana gibi mutfağımı kesmişsin 44 numara ayaklı oğullarının ayak parmaklarının arasından bari çaktırma di mi ?

Neyse ki çözüm çok basitti!
Geçenlerde baktım Can almış eline Işın kılıcını oyun oynuyor, teyze de balkonda soğan soyuyor. Biraz ağlatmak sureti ile aldım elinden kılıcı dedim ki ;
 "Gölgelerin gücü adına! , çekil oğul önümden"


Çocuk bi şok oldu tabi :)
Geçtim mutfağa , elimde ışıklı kılıç ilk önce kılıç ile balkonun kapısını açtım. Kılıcı cool bir şekilde katladım ve belime taktım.
Teyzeye bi ufak selam verdim ama konuşmadan , sadece ilgisi bu tarafta olsun diye.
Baktım gözler bana döndü, belimden aldım kılıcımı şırrak! diye açtım tekrar.
Diğer elimde Su bardağı , kılıcımla damacanaya batırmaya başladım , bardağı doldurdum. Teyze hala izlemede!
Sonra buzdolabı kapağını açtım kılıçla , baktım baktım kapattım.
Sonra gözünün içine baka baka ışıklı ışın kılıcım ile balkon kapısını kapattım, He-man gibi kılıcımı gökyüzüne kaldırdım ve belime tekrar taktım. Döndüm arkamı salona geçtim.


Artık balkona çıkmıyor, çıksa da çok oyalanmıyor. Yüzde yüz işliyor , tavsiye ederim -kesin bilgi-

Çok yakında komşu teyze savar ışın kılıcı ile piyasaya girmeyi planlıyorum.
Bence çok satar. Sizce ?

22 Ekim 2013

Taşınsak da mı saklasak 1

Hummalı bir taşınmanın ardından tek parça ama hafif balataları sıyırmış olarak aranızdayım efenim.
Ohh özlemişim yahu yazı yazmayı!
Malum evde internet olmayınca insanın ne blog yazma ne sosyal medya kullanma hevesi kalmıyor. Neyseki şafak 9, 9 gün sonra internetimiz de gelirse o zaman fırtınalar gibi eseceğim blog aleminde. -esmedi-
Buradan okuyanda evde tek eksiğimizin internet olduğunu sanar değil mi ? Sanmayın a dostlar zira taşınmaydı  ,  bayramdı çocuğa üst baştı derken ankastre set alacak paramız kalmadı.
Şaka şaka çok şükür ocak alacak paramız var , ama alınan ocağı eve getirtmeye yetecek itibarımız yok!
Taşındığımızın 10. gününde hala akşama Actifry da ne yapsam derdindeyim.
Hayır Actifry bana bir tanıtım yazısı yaz dese bu kadarı aklıma gelmezdi.
Bugüne bugün actifry yemekleri ile misafir ağırlamış insanız! Kendimizi kaptırıp kurufasulye pilav bile yaptık.
Zaten Tefal bu yazıyı okusa kesin hani Ferrarisine tüp taktıran adamdan aldılar ya arabasını benden de actifry ımı alır. Alma Tefal etme  eyleme !

Bundan birkaç ay önce instagramda konuşmuştuk Actifry da ne pişiriyorsunuz değişik diye. Herkes (ben de dahil) patates kızartması, köfte, kestane, kabak , havuç kızarmasından pek ileri gidememiştik.
Ama ben ne yaptım , buyrunuz efenim resimli ispatları ....
Gördüğünüz sofradaki BULGUR pilavı bile Actifry ürünü hanımmm...

Sonra bir de kahvaltılar var , Mantarlı omlet , patatesli omlet, sosisli omlet , omlet, omlet , omlettttt.. Yumurta kafa olduk çıktık Franke senin yüzünden!

Actifry tarif kitapçığından sınav yapsalar yıldızlı 100 alırız annem ile.

Sonra baktık içimiz kurudu , ben ki sulu yemek pek sevmem ah dedim bi ıspanak olsa sulu bansak ekmeği offff! Kibritçi kız gibi fotoğraflara bandım ekmeği son günlerde...
Kuru fasulye denesek mi ? fikri annemden çıktı. İnsan bi acıyo o makinaya da hani elalem haftada 1 kullanıyor o da belki biz günde 3 öğün!  Neyse dedim ki bozulursa da ulvi bir amaç için bozulmuş olacak hem de o bozulup elimizden kurtulmayı hak etti , dene gitsin!
Ve sonuç; hayatımda yediğim en lezzetli Kuru Fasulye ler arasında ilk 5 e çok rahat girer!
Pirinç pilavı biraz lapa oldu bak , bi çıtır yani ama insan sefalet günlerinde hepsine alışıyor biliyon mu ?


Şimdi bu kadar övdüm klasik Türk kadını olayım mı ?
Yahu Actifry iyi hoşsun ama bir çorba yapamıyorsun!

Yoksa yapıyor mu ? Çok yakında...
Macera devam edecek ...



11 Ekim 2013

#DamlaninPlaklari 8


Malum bir taşınma telaşı sardı dört bir yanımı ve pek tabi hatıralar.
Yıllar önceden kutular içerisinde saklı kalmış bir minik not.
Eski bir dostun yazdığı uzunca bir mektup , sararmış..
Sahi kağıtlar ne zaman sararır? Belli bir zaman ölçüsü var mıdır?

Bence yok ...

Bence kağıtlar biz onları unuttuğumuzda sararmaya başlıyor.
O mektupları yazanlar hayatımızdan çıktığında değil dönmeyeceğini hissettiğimizde sararıyorlar.

Halbuki daha 3-4 ay önce oturup tekrar, tekrar okumuştum onları.
Sonra...
Sonra bir şey oldu , hiç beklemediğim bir şey.
O gece öylece uyandım ve dedim ki  "geçmişin iplerini bırak ,bırak ki onlar da rahat etsin sen de"

Ertesi sabah çok uzun yıllardır uyanmadığım kadar huzurlu uyandım.
Bazen bırakmak gerek onu anladım.
Bırakmak, unutmak değil ama sadece bırakmak.

Artık belki arar demiyorum.
Belki eskisi gibi oluruz demiyorum.
Artık "bence ben  haksızdım" demiyorum.
Artık " ben bir hata yapmışsam bunu tek başıma yapmadım" diyorum.

Beklemeyi bırakın..
Bakın nasıl rahatlayacaksınız.

Aslında iplerini tuttuğunuz uçurtmanızın ağaçlara dolandığını biliyorsunuz.
Bırakın o ipleri
Artık ağacın uçurtması o , sizin değil.
Ağaca şöyle son kez bakın...
Bakın nasıl mutlu..
Onu hep öyle hatırlayın!

Sonra da diyin ki : " Ey uçurtma! Sen benim canım , sen benim kardeşim , sen benim yatağımın sağ tarafındaki meleğim ( sahi öyle yazmışız hep) seni o ağaca dolayan ben değilim, rüzgar. Sen ağaca dolandın ama  aşağısı sel oldu , yer yarıldı , çok fırtınalar geldi geçti.  Sen yukarıdan izledin. Şimdi gün oldu güneş açtı. Benim de sarıldığım , dolandığım sağlam ağaçlarım var. Bana "git" dediğinde gidememiştim , ama şimdi gerçekten gidiyorum. Mutlu ol"

Dostluklar sınanır bazen ve çok azı yoluna sağlam devam edebilirler.



05 Ekim 2013

NEHİR - Yılın ilk oyunu

Tiyatro sezonunu Oyun Atölyesi'nde Nehir ile açmış bulunmaktayım.
17 Eylüldeki doğumgününde  Merve'ye hediye olarak tiyatro bileti almış olmam ile tiyatroya benimle gideceğini tahmin etmem arasında vallahi de billahi de bir bağ yok :D
Tamam!
Biraz hile yapmış olabilirim.
Evet!
O çift kşilik bileti hediye olarak kendisine verdiğimde pek tabi benimle gideceğinden emindim.
Evet! Çok kötüyüm ,biliyorum :))

"Ölmeden önce yapmam gerekenler " listesi olmayan var mıdır bilmem. Benim var.
Bu listedeki maddelerden biri *Haluk Bilginer'i tiyatro sahnesinde izlemek di.
Geçen yıl üstün çabalarımla kaçırdığım Antonius ve Kleopatra nın acısı hala yüreğimde.
Neyse artık Haluk Bilginer'İ Nehir ile Zerrin Tekindor'u da Kim Korkar Hain Kurttan? ile ayrı oyunlarda izleyeceğiz artık.


Nehir'e gelirsek oyun pek tabi çok güzeldi. Haluk Bilginer bir ilah ,Ayça Bingöl muhteşem , Canan Ergüder beklemediğim kadar iyiydi.
Şimdi Canan Ergüder'e neden *ok attın diyen olur ise , aslında öyle demek istemedim. Ben kendisini hep magazin programlarının ve eklerinin röportaj köşelerinden biliyorum. Hiç oyunculuğunu izlememiştim. Bundan dolayı da büyük beklentilerim yoktu. Ama çok sevdim oyunculuğunu , nasıl doğal nasıl güzeldi...

Haluk Bilginer sahneye çıktığında ortamın havası değişti sanki.Çalıştığım sektörler gereği bir çok ünlü ile karşılaştım ve çok azında o duygu vardır emin olun.

Sırf bunun için Çetin Tekindor benim için ayrı yerdedir. 1000 kişilik bir salonda fark edersiniz varlığını. Haluk Bilginer de aynı böyleydi işte.

Oyun hakkında ayrıntı vermek istemiyorum. Ama dekor hakkında bir kaç yorum yapmazsam çatlarım.

Dekora ba-yıl-dım!
Bir kere gramafon vardı sahnede ve pek tabi 12 den vuruldum :) Gerçi neredeyse kullanılmadı ama nasıl da güzel göz kırpıyordu oradan bana . Hani dedim oyun bitse bu dekor ile gramafonu bana bırakıp salonu terk etseler ...
Dekorun geri kalanı nasıl bir huzur, keyif vaat ediyor inanamazsınız! Görürseniz anlarsınız. Gidin ,görün ,anlayın :)

Bunlar oyunun iyi taraflarıydı. Bir de madalyonun diğer yüzü var ki o beni çok rahatsız etti.
Salonun kapısında Haluk Bilginer'in eski oyunlarından birinin dvd sinin satıldığı bir stand kurulmuştu.Yanına da Nehir'in bir sürü broşürünü koymuşlar.
Doğal olarak standa yaklaşan herkes  oyunun broşürünü almak istedi.
Bir zaman sonra eğlenmeye bile başladık, şöyle ki 3 tip seyirci var ;
* sağ kulvardan yaklaşan oyun seyircisi oyunun broşürünü görür ev her tiyatro seyircisi gibi incelemek için eline alır
* Ama standın önünü kapatmak istemeyen seyirci  broşürü alır ve ilerlemeye başlar
* arkasından can havli ile koşturan Oyun Atölyesi çalışanı " pardon broşürler ücretli" diye haykırır.
* Şaşıran seyirci nasıl yahu oyun broşürü ücretli mi olur ,zaten bilete para veriyoruz ,madem öyle bilete dahil edin 5 tl fazla ödeyelim diye çemkirir.
*Şimdi ortam kalabalık çemkirmeye utanırım diyen bir kısım seyirci 5 tl yi usulca cebinden çıkarır ve uzatır.
* Diğer bir kısım seyirci sakince aldığı broşürü yerine bırakır.
Bu uygulamayı ben çok yadırgadım. Tamam 190 tane tiyatro izlemişliğim yok belki ama özel ya da devlet bir çok tiyatroya gittim. İlk defa böylesi bir şey ile karşılaşıyorum. İşin trajik yani Broşür toplam 8 sayfa falan ve altında kocaman Anadolu Efes'in Katkılarıyla ibaresi var.
Çok merak ettik 1 tane aldık acaba içinde ne var diye?  Oyunun künyesi ve kadrosunun özgeçmişleri var içerisinde.

Evet Türkiye de özel tiyatrolar maddi sıkıntılar çekiyorlar , evet destek verenleri az ve seyirci sıkıntısı yaşıyorlar ama bence çözüm bu olmamalı. Üniversite öğrencileri vardı oyunda belki de harçlıklarından biriktirerek oyuna geldiler, bir broşür seyirciye çok görülmemeli diye düşünüyorum.

Tamam biliyorum çok uzattım ama çok sinirlendim!

Ama Haluk Bilginer gerçek bir ilah ! söylemiş miydim?  :)


04 Ekim 2013

#DamlaninPlaklari 7

Plak merakım hep vardı ama son 2 yıldır ciddi tavan yapmıştı.
Uzun zamandır bir sürü sahaf , plakçı , eskici geziyorum.
Hani dedim benim gibi hevesli olanla var ise ufak bir uyarıda bulunayım;
Genellikle plaklarımı alırken dinlemeden almam, zaten bir çok ismi tanımıyorum satın aldığım kişilerin tavsiyelerini göz önünde bulunduruyorum.
Ama bazen de aklımda yer eden isimleri hiç dinlemeden çantama atıyorum. Tanju Okan gibi , Juanito , Yeşim, Neşe Karaböcek , Ajda Pekkan , Ümit Besen, Nesrin Sipahi gibi...
Sadece şarkıların isimlerin kontrol ediyorum ki koleksiyonu çiftlemeyeyim.
Bu 45'liği de şarkıların isimlerine bakarak aldım.
Hatta dedim ki şarkının ismi Kara Kedi , kesin bir aşk şarkısıdır! Ah Selçuk Ural ne güzel söylemiştir.
Hani insan "Kara Kedi girdi aramıza kavuşamadık yar " kıvamında bir şey hayal ediyor.
Sonra eve gelip Plakçalara 45 liğini taktığında kahkahalarını tutamıyor...


Demem o ki emin değilseniz dinlemeden plak almayın :)

Dilerim bol kahkahalı bir hafta sonu olsun hepinize ....

03 Ekim 2013

ETME !

Ey okuyucu ;

* Okuma! Hayır blogumu değil Hamdi KOÇ - Çıplak Adam okuma. Hele ki benim gibi çıktığı gün alıp büyük umutlarla başlama. Sonra okumaktan soğursun Damla demişti dersin. Varsın roman kahramanı Mesut'un kasvetli hayallerini de bilmeyiver...

*Erkek okuyucular , tasarruf yapacağım diye eşine ucuz araba Alma! Sonra kornası çalışmaz, Kliması gazı içeri verir mazallah eşiniz kendisine suikast düzenlediğini sanabilir. Ayrılmak ya da öldürmek istiyorsanız Net olun

*Deme! Birini arayıp  "Birazdan arayıp senden bir şey isteyeceğim" deyip kapatmayın o telefonu. Sonra karşı taraf siz arayana kadar kurar da kurar. Hani deseniz ki Bir iş var intihar bombacısı lazım sen olur musun ? O insan o kadar kötüsüne bile hazırlıyor kendini siz düşünün  :)  

*Bir Pazar sabahı 11:00 de  RetroTürk de Annemin Plakları'nı dinlemeden Ölme! Dinle ,sonra bana teşekkür et :)  

*Araştırmadan Alma! Çocukların odası için beğendiğim bir avize online alışveriş sitelerinin birinde 129.90 iken diğerinde 69.90 idi. Aynı marka , aynı model... Bir kez daha hatırladım ki online alışveriş ucuzdur diye bir kural yok!  

*Şişman Kalma! Ama neden ? Bana bir yararı var mı ? Aslında yok ama şöyleki ; evde bir Eliptik bisikletimiz varki cillop gibi yepisyeni durmakta ama satmam lazım çünkü yeni taşınacağım evde yer yok. Garantisi devam ediyor , almak isteyen olur ise sağlam Blogcu indirimi de yaparım hani! Alın Sişman Kalmayın beni de bu dertten kurtarın bacım İlan şurada  

Evet yazının asıl amacı Bisikleti satmaktı :) Öperim hepinizi ...


27 Eylül 2013

#DamlaninPlaklari6 VEDA


Çok vedalar yaşadım ben...
Haddinden çok fazla!
Ama sanmayın ki insan alışıyor , öyle bir şey olduğu yok.
Bunun içindir ki hayat bana güzel bir şey verdiğinde elimdeki güzelliklerden birini de alacağını bilirim.
Bugüne kadar hiç yanılmadım.

Veda edebilmek güzel şey , tadını çıkartmalı.
Veda edemeden ayrıldıkların ile gerçekten ayrılamıyorsun çünkü.

Ölmeden gömdüklerimizin mezarına nasıl çiçek koyarız ki diye sormuştum bir kez. 
Hiç olmamışlar gibi yapmak lazımmış onu öğrendim. 

Ağlamayı sevmem , utanırım.
Ağlayabilene saygı duyarım.
Ben sessiz sessiz ağlamaya giderken siz bu güzel şarkıyı dinleyin olur mu ?
Türk filmlerindeki o güzel yalılardan birinde Tarık Akan'dan ayrılmak üzere olan Gülşen Bubikoğlu olun benim için.




23 Eylül 2013

Adını MIRTAZA Koydum ... Bir Aile Dramı

Pek yakında vizyonda!
Malum canım arabam Hatice'nin satıldığını duymayan bir sağır sultan kalmıştı o da MIRTAZA nın gelişi ile yaktığım ağıtlardan haberdar oldu.
MIRTAZA yeni arabam....
SANRUF u var , kasetçaları var , elektrikli yan aynaları ve hatta kar modu var ama Hız göstergesi yok ...
100 ile de gidersen 0 gösteriyor.
Yani hızdan ceza yersem "valla farkında değilim bey " cümlesi hazır...
Kliması da çalışmıyor ama SANRUF'u var , havadar havadar gidiyoruz...
Bir de rengi kırmızı , hani çingeneyiz ya 3 kuruş fazla verdik Kırmızı oldu ...

Hatice yi aldığımızda sabah 3 , akşam 8 tur elinde el feneri arabanın üstüne sivrisinek mi kondu yoksa yanından araba gerçerken oluşan rüzgardan arabamız üşütmüş müdür diye dolaşan Memo değilmişçesine kıydı arabamıza...
"Aşkım ben x'e gideceğim haberin ola" cümlesine " nereye gidersen git sakın Hatice'yi valeye verme" diyen kocamdan bahsediyoruz belirtmek isterim.

Neyse gün bugündür, MIRTAZA geldi hayatımızın orta yerine oturdu. Neyseki SANRUF u var :)) Evet , ne var öyle avutuyorum kendimi. :)))

Benim aklımın almadığı arabasına bu kadar aşık , bu kadar titiz bir adamın MIRTAZA ile eve gelmiş olması ...
Ama umut fakirin ekmeği demişler boşa dememişler...
Bugün benim doğum günüm!
Akşama kapıya bir çıkacağım o istediğim bej rengi MİCRA bana bakıyor olacak.. Adı da EYLÜL olacak ...

Dedim ya Umut fakirin ekmeği ...
Umut etmek için akşama kadar vaktim var ...
Sonra MIRTAZA ya atlar evime giderim.
Zaten hastayım!
Size bir şey diyeyim mi ?

Bu doğumgünü olmamış!




20 Eylül 2013

#DamlaninPlaklari 5

Damla'nın plaklarında bugün kocaman bir teşekkür ve bir Süper Star var ....
                                                                                          AJDA PEKKAN - SEVDİĞİM ADAM


Bir dostum bana bir gün " sen hep insanlar seni gerçekten sevmiyormuş gibi davranıyorsun" demişti. "İnsanların seni gerçekten sevebileceğini hiç düşündün mü ?" diye de eklemişti.

Şöyle bir tarttım , hayır hiç düşünmemiştim. Ben hep insanlar beni sever gibi görünecek sonra işleri bitince sırtlarını dönecek diye bekledim. Hala da öyle düşünüyorum zaman zaman , ama işte her seferinde o sözler geliyor aklıma hemen toparlanıyorum.

Biz yine aynı dostumla otururken Damlanın Plakları diye bir yazı dizisi yapmak istiyorum ama insanlar sıkılır mı acaba dediğimde o yine bana insanlar severse okur , sevmezse gider. Ama sen yaz , kimse okumasa Sadece biz okuruz demişti.

Ve Damlanın Plakları 3 ü yazdığım akşam Twitter dan bir mesaj aldım. Hani şu twitter arkadaşlıklarımız kıvamında biriydi. Az çok insanları tanıyoruz ama emin olamıyoruz kıvamında. " Bana adresini verir misin bir hediye yollayacağım" dedi. İlk önce tereddüt ettim , sonra dedim ki güvenmeyi öğrenmelisin ... Bir de ben öyle durup dururken hediye almaya alışkın değilim ki , he 23 Eylül Doğum Günüm o gün için isterseniz adresimi burda yayınlarım o başka :))

Şaka şaka , Elif'e adresimi verdim. Ve beni sakın ola utandırmamasını tembih ettim.
Ve unuttum gitti... Yalan unutmadım , çatladım paket gelene kadar ...
Paket geldi , nasıl özenli hazırlamış , elleriyle bana notlar yazmış.
O an iş yerinde olduğumdan daha fazla karıştırmadan kapattım paketi, sonrasında eve gittim , doya doya notları okudum ,ağladım...
Hem de hıçkıra hıçkıra ağladım.
Beni hiç tanımayan sadece yazılarımı okuyarak fikir edinmiş biri , hem de bir yazım onu çok etkilediği için bana hediye yollamıştı.
Yazıları suya yazmıyoruz bloglarımızda , bir küçük yorumun beni nasıl mutlu ettiğini hayal edemezsiniz. Ki paketin içinde bir 45 lik vardı. Gerisi gözyaşı oldu ...

Çok ağladım , dedim ki kendime gerçekten sevebiliyor insanlar beni...
Elif sana ne kadar teşekkür etsem az ...
İstedim ki bir Cuma köşem sana adansın ve aldığın 45 lik'i beraber dinleyelim...





Special design for Keşke Gerçek Olsa by GeCe